Kayıtlar

Lösemili Çocuklar İlginizi Bekliyor

Lösemi yani kan kanseri belalı bir hastalık ama diğer kanser türlerine göre bir artısı var: Kemik iliği nakliyle tedavisi mümkün. Burada tek sıkıntı, hemen her şeyde olduğu gibi toplumun, yani bizlerin duyarsızlığı. İşte bir örnek: Lösemili çocuğu göz göre göre kaybettik Volkan Dündar 13 yaşındaydı. Hastanede ilik nakli için yıllarca sıra bekledi. Bir gün Dündar ailesinin telefonu çaldı. Nakil için sıra geldiğini söylediler. Ancak Volkan bu telefondan 4 gün önce ölmüştü. Son 10 ayda 15 lösemili çocuk, uygun ilik bulunduğu halde hastanede yatak bulunamadığı için yaşamını yitirdi (Milliyet Gazetesi, 26 Kasım 2006 Pazar). LÖSEV Lösemili Çocuklar Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Üstün Ezer hepinizi, hepimizi yardıma çağırıyor. Artık Volkan'a yardımcı olmak için çok geç, ama diğerleri için, bizim çocuklarımız için bir şeyler yapılabilir, yapılmalı da. Yapmalıyız! LÖSEV'e destek için lütfen bir uğrayın

Youtube Temelli Kapatılıyor

Nihayet beklenen oldu ve aç-kapa işinden gına getiren Mulak Mahkemesi Youtube'a erişimi engellediği gibi Danıştay'a bir yazı göndererek bu siteye erişimin bir daha açılmamak üzere engellenmesini talep etti. Danıştay 39. Dairesi'ne gönderilen yazıda özetle şunlara yer verildi: Sitenin yöneticilerinin Türk olmamasından dolayı yayınlanan içeriğin bu kişilerce kontrolü mümkün olamamaktadır. Türk örf ve adetleri, gelenekleri, insanlarımızı inciten veya rencide şeyler hakkında fikirleri yoktur. Siteye herkes rastgele bir şekilde yükleme yapmaktadır. Otokontrol mekanizması mevcut değildir. Her kapatılışında Türkiye hakkında gereksiz yazı ve yorumlar çıkmakta, ülkemiz hakkında olumsuz propagandaya fırsat verilmektedir. Siteyi temelli kapatarak bir kere eleştiriye maruz kalırız ve zaman içinde unutulur gider. Mahkemelerimizin iş yükü zaten fazladır ve bu külfetten kurtulmak yararlı olacaktır. Danıştay 39. Dairesi'nin kararını merakla bekliyoruz. Not: Yazının tarihine bi...

2008 Yılının En İyi Kitabı

Başlık sizi şaşırtmış olabilir, ne de olsa bu tür beyanlara yılsonlarına doğru rastlarız: Yılın en iyi filmleri, romanları, öyküleri, arabaları, en konuşulanları, en çok dinlenenleri, en enleri, vb. Ama şaşırsanız da şaşırmasanız da 2008 yılının en iyi kitabı bugünden belli. Yazarı Marion Bataille, ve henüz yayınlanmamış da olsa ISBN numarası 978-1-59643-425-7. Tahminen Eylül Ekim gibi kitapçıların raflarını süsleyecek. Kitabın ilginç bir konusu var ve olabildiğince yalın biçimde anlatılıyor. Yazar konusuna iyi çalışmış ve bazılarınca çok dar olabilecek bir temayı olağanüstü güzellikte işlemiş. Tanıtımını da bir adet videoyla yapmış. İzleyin ve bugünden siparişinizi verin.

Haiku #14: Les Miserables

Resim
Savaşma seviş En az üç çocuk diyor İş mi? O kolay!

Ege, Siyah-Beyaz

Resim
Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu demiş Ege'nin efeleri bir zamanlar. Sanırım aynı şey renkli filmlerin çıkmasıyla fotoğrafçılık için de söylenebilir. Siyah-beyaz resimlerin kendine özgü bir burukluğu, bir hüznü, nasıl demeli, insana tattırdığı bir melankoli hissi var. Fazla renk sizi yüzeysel bakmaya zorluyor, kırmızılar, sarılar, yeşiller arasından göremiyorsunuz. Siyah-beyazsa sizi adeta içine çekiyor, gel ruhumu dinle, hisset kimselere göstermediklerimi der gibi. Sizi daha derinlere bakmaya teşvik ediyor, sanki size bir sır verecek ve onu yalnız siz ama siz bileceksiniz. Can'ın Ege gezisinde çektiği fotoğraflardan siyah-beyaz bir seçki yaptım. Bakalım resimler sizinle hangi sırlarını paylaşacak? Fotoğraflar: © 2008, CanS

Unutulan Kurbağalıdere

Resim
Ortaokul yıllarında okulu kırıp gitmeyi en çok sevdiğim yerlerden biriydi Kurbağalıdere. Yoğurtçu Parkı'nda panayırımsı bir yerde düzenli langırt oynadığımızı anımsıyorum. Fakat en gözde eğlencemiz tabii ki sandal kiralayıp Moda senin Fenerbahçe benim gezmekti. Sandallarla yarışırken çarpışıp hasar verdiğimiz sandalın sahibine hala borcumuz var. Şehrin deterjanla temizlenen bütün pisliği bu sakin yeri neredeyse yok etmişti. Son bir kaç yıldır yapılan temizleme çalışmaları dereyi temizleyemediyse de kokuyu gidermiş. Artık oturup derenin sakinleri olan balıkçılarla çay içebiliyorsunuz (gerçi bir lira biraz pahalı ama olsun). Derenin kıyısında oturmak sanki gerçeküstü bir deneyim. Yüz metre ötenizde gürültü, arabalar, kalabalık var fakat o eski ve dökülmekte olan binalar, sizin için bütün o sesleri süzüyor; huzur içinde çayınızı için diye. İçmeniz, ve hatırlamanız için. Langırtı, sandalları, geçen yılları... Ben çay içtim, Can'sa fotoğraf çekmiş. Fotoğraflar: Can...